Yeşil Lojistik: Mevcut Durumu ve Geleceği Üzerine Bir Çalışma

Yeşil Lojistik: Mevcut Durumu ve Geleceği Üzerine Bir Çalışma

1. GİRİŞ

Çevre kirliliği ve küresel ısınmanın günlük hayatımızı olumsuz yönde etkilemesi ve gelecek nesilleri tehdit etmeye başlaması, insanlarda tüketim davranışlarını tekrar gözden geçirmeleri ihtiyacını doğurmuştur. Ayrıca, birtakım ülkelerin ve uluslararası kuruluşların çevre konusundaki katı yaptırımları çevre konusunda endişeli oldukları ve bu konuda kesinlikle taviz vermedikleri gerçeğini yansıtmaktadır. Şirketlerin, varlıklarını sürdürürken bu politikalara uymaları ve aynı zamanda tüketicinin ihtiyaçlarını gidermek için bu politikalarla çelişmeyecek yeni birtakım üretim ve tedarik zinciri yöntemlerini uygulamaları gerekmektedir. Çevresel zararları ve dolayısıyla çevre ile ilgili kaygıları minimize edecek olan bu tür çalışmalar genel olarak “yeşil” ismiyle anılmaktadır. Hükümetlerce, işletmeleri yeşil çalışmaları uygulamaya teşvik edecek ya da yasal olarak zorunlu kılacak politikalar izlenebilir. Bu bağlamda, şirketlerin gerek tüketici karşısındaki imajlarını korumak ve iyileştirmek için, gerekse yasalara uymak için bu politikaları yaşam döngülerine entegre ederek uygulamaları gerekmektedir. Tüketiciler nezdinde, kendi yaşam alanlarına verilen zararları minimize edecek olan şirketlerin konumu da daha fazla önem kazanacaktır. Bu çerçevede, şirketlerin sürdürebilirlik hakkındaki endişeleri sadece karlılığı önemsemekten öteye geçmektedir. Maliyetleri minimize etme çabaları, parasal maliyetlerin yanı sıra çevresel maliyetleri de kapsamaya başlamıştır. Kaynakların daha verimli kullanılmasıyla, sadece maliyetler değil sera gazı emisyonları da azaltılabilir (Dekker, 2012).

Bu çalışmada, yeşil lojistik faaliyetlerinin şirketler açışından oluşturduğu paradokslara ve bu faaliyetler ile ilgili sektörde mevcut çalışmalara yer verilmiştir. Bu kapsamda, DHL Group şirketlerinin uygulamakta olduğu yeşil lojistik programı incelenmiştir.

2. YEŞİL LOJİSTİK

Nakliye dağıtımında çevre ve enerji ayak izini azaltacak tedarik zinciri yönetimi uygulamaları ve stratejilerinin bütününe yeşil lojistik adı verilir. Temel olarak malzeme yükleme, atık yönetimi, paketleme ve taşıma alanlarına odaklanmaktadır (Rodrigue, 2013).

Yeşil girişimler söz konusu olduğunda, aktiviteler yalnızca şirket bazında değil, tedarik zincirini de kapsayacak biçimde değerlendirilmelidir. Zira artık rekabet şirketler arasında değil, tedarik zincirleri arasında yaşanmaktadır. Tedarik zincirinin rekabet edebilirliğini korumak ve arttırmak için, tedarik zincirinin tüm aşamalarında yeşil bir  strateji geliştirmek günümüzde firmalar için gereklilik haline gelmiştir. Çevreye duyarlı bir anlayışı ve stratejiyi tüm tedarik zincirine entegre etmek çevresel performansı arttıracaktır (Andiç, 2012).

Yeşil stratejilere ve çevreye duyarlı bir imaja sahip şirketler, tüketiciler arasında günden güne artmakta olan çevre bilinci sayesinde diğer şirketlere karşı bir rekabet avantajı elde etmekte ve daha çok tercih edilmekte; dolayısıyla daha yüksek bir ekonomik performans sergilemektedir  (Andiç, 2012).

Yeşil tedarik zinciri yönetimi faaliyetleri beş gruba ayrılır. Bunlar yeşil satınalma, yeşil üretim, yeşil dağıtım, yeşil paketleme, tersine lojistik süreçleridir. Tedarik zincirinde yeşil uygulamaların başlamasıyla birlikte tüm süreçler çevresel duyarlılık faktörü ön planda tutularak yapılandırılmaktadır (Büyüközkan, 2008).

Samet Kaşık

Şekil 1: Yeşil Tedarik Zinciri Yönetimindeki Yeşil Faaliyetler

2.1 Yeşil Satınalma

Genel bağlamda yeşil satınalma, atık kaynaklarını azaltan ve geri dönüşüm ile satın alınan materyallerin geri kazanımını teşvik eden, çevreye duyarlı satınalma uygulamaları olarak tanımlanmaktadır (Min, 2001).

Yeşil ürünlere yapılan yatırımın artması, çevresel programlara bağlılığın toplam satınalma maliyetini arttıracağına ve sonuç olarak rekabet edebilirliği düşüreceğine inanan alıcı firmaları tedirgin etmektedir. Min ve Galle (1997), etkili “yeşil satınalma”nın önündeki en ciddi engelin çevresel programların yüksek maliyeti olduğunu ileri sürmüşlerdir (Min, 2001).

2.2 Yeşil Üretim

Yeşil üretim, nispeten düşük çevresel etkileri olan girdilerin kullanıldığı, yüksek verimliliğe sahip, çok az (veya sıfır) atık/kirlilik oluşturan üretim süreçleri olarak tanımlanmaktadır. Yeşil üretim, şirketler açısından daha düşük hammadde maliyeti, üretim verimliliğinde artış, çevresel veya mesleki emniyet masraflarının azaltılması ve şirket imajının iyileştirilmesi gibi katkılar sağlayabilir (Ninlawan, 2010).

2.3 Yeşil Dağıtım

Dağıtım ve taşıma operasyonu ağları, yeşil tedarik zinciri üzerinde önemli bir etkisi olan operasyonel unsurlardır. Dağıtım noktalarının lokasyonlarını, kullanılacak taşıma modunu, kontrol sistemlerini ve “tam-zamanında” politikalarını kapsayan bir dizi karar, yalnızca olağan lojistik ağını değil, ters lojistik ağını da etkileyecektir.

Ayrıca dağıtım, müşterinin özellikleri ve gereksinimleriyle en yakından bağlantılı olan operasyon aşamasıdır. Bundan hareketle, dağıtım sistemleri tasarımı ve geliştirilmesi sürecine müşterinin dahil edilmesinin daha etkili ve daha verimli bir dağıtım ağı oluşturulmasını sağlaması muhtemeldir. Örneğin, satıcılar ile müşterilerin lokasyon kararlarını birbirine entegre etmek, “tam-zamanında” sistemlerinin iyileştirilmesini sağlayacaktır (Sarkis, 2003).

2.4 Yeşil Paketleme

Paketlemenin, operasyonel yaşam döngüsünün diğer unsurları ile güçlü bir ilişkisi vardır. Boyut, biçim ve kullanılan materyal gibi paketleme özellikleri, ürünün taşıma özelliklerini etkilediğinden, dağıtım üzerinderinde de dolaylı bir etkiye sahiptir. Yeniden düzenlenmiş yükleme modelleri ve daha iyi paketleme yapılması, materyal kullanımını azaltmakta, depolarda ve römorklarda yer kullanımını maksimize etmekte ve gereken elleçleme miktarını düşürmektedir. Depozitolu paketlemeyi teşvik eden ve kullanan sistemler, oldukça güçlü bir müşteri-tedarikçi ilişkisi ve etkili bir ters lojistik hattı gerektirmektedir. Ayrıca, “tam-zamanında dağıtım” için ayrıca özel teçhizat ve paketleme gereksinimleri de ortaya çıkacaktır.

Paketlemedeki verimlilik, doğrudan çevreyi etkilemektedir. Bazı ülkelerde paketlerin geri toplanması konusundaki yasalar, paketleme operasyonu ve planlamasını çevresel lojistik hususunda oldukça kritik bir konuma getirmiştir (Sarkis, 2003).

2.5 Ters Lojistik

Ters lojistik, geri toplanan kullanılmış materyallerin, bileşenlerin ve ürünlerin olağan lojistik zincirine yeniden dahil edilmesini kapsar. Carter ve Ellram (1998) ters lojistik kavramını, ters dağıtım yoluyla kullanılan hammaddenin azaltılmasını sağlayan çevreye duyarlı bir yaklaşım olarak tanımlamışlardır  (Tyagi, 2012). Amerikan Ters Lojistik İcra Konseyi tarafından, ters lojistik, verimli ve düşük maliyetli hammadde akışının, süreç-içi envanterin ve kullanılmış ürünlerin tüketimin gerçekleştiği noktadan geri kazanımın başlayacağı veya uygun biçimde ortadan kaldırılacağı noktaya kadar planlanması, uygulanması ve kontrol süreci olarak tanımlanmıştır (Rogers, 1999).

Yeşil bir tedarik zincirine sahip olmak, tedarik zincirinin çevre üzerindeki negatif etkilerini en aza indirmeyi gerektirmektedir. Bu durum ise, çevreye dost üretim materyallerinin kullanılmasıyla ve tedarik zinciri sürecinde atmosfere salınan sera gazı emisyonlarının azaltılmasıyla olduğu kadar, atıkların minimize edilmesini ve doğal kaynakların korunmasını mümkün kılan tersine lojistikle de yakından alakalıdır (Andiç, 2012).

3. ŞİRKETLER AÇISINDAN YEŞİL LOJİSTİĞİN PARADOKSLARI

Yeşil lojistiğin çevre dostu olması beklenirken, ortaya çıkardığı kirlilik ve atıklara bakıldığında lojistik aslında hiç de yeşil değildir. Bu sebeple, yeşil lojistiğe adaptasyon sürecinde bazı uyumsuzluklarla karşılaşılabilir (Saroha, 2014). Lojistik sistemlerinin temel karakteristikleri analiz edildiğinde, çevreye uygunluk konusunda birçok tutarsızlık ortaya çıkmaktadır. Bu konuda karşılaşılan beş temel paradoks Tablo-1’de açıklanmaktadır.

Hükümetler, genellikle tüm altyapı maliyetlerinin kullanıcılar tarafından ödenmesinden yana olsalar da, lojistik aktiviteler genellikle bu girişimlerin dışında kalmaktadır. Çevre politikasının odak noktasında genellikle özel araçlar bulunmaktadır (emisyon kontrolleri, gaz salınımları ve ücretlendirme). Halbuki, tır gibi büyük nakliye araçları atmosfere arabalardan ortalama 7 kat daha fazla nitrojen-oksit emisyonu ve 17 kat daha fazla parçacıklı madde salmaktadır. Beu bağlamda, karayolu nakliyeciliği sektörü, yaratmış olduğu bir yığın çevresel dışsallıklardan kaçınabilecek gibi görünmektedir. Bu tutarsızlıklara verilebilecek diğer bir örnek ise, dizel motorların çevreye verdiği zarar daha fazla olmasına rağmen dizel yakıtın benzine göre bariz bir biçimde daha ucuz olmasıdır (Wilde, 2014).

Ayrıca, hava taşımacılığı konusunda git gide daha sıkı hale gelen yönetmelikler uygulanırken (gürültü ve emisyon), karayolu, demiryolu ve deniz taşımacılığındaki kontrol seviyesi oldukça düşüktür (Čepinskis, 2011).

Tablo 1: Yeşil Lojistiğin Paradoksları

Samet Kaşık

4. ÖRNEK YEŞİL LOJİSTİK UYGULAMALARI: DHL 

4.1 DHL GoGreen Çözümleri

Uluslararası bir lojistik devi olan DHL Group, çevresel sürdürülebilirliği sağlamak adına 2005 yılında (DHL Türkiye, 2016) GoGreen adında bir kurumsal sorumluluk programı başlatmıştır. Programın tanıtımında, ürünlerin nakliyesi ve taşınması sırsında ortaya çıkan karbondioksit emisyonlarını ve çevreye zarar verecek diğer etkenleri azaltmanın çok çeşitli yolları olduğunu belirten DHL Group, müşterilerinin de katkısıyla bu potansiyeli en üst düzeye çıkarmayı amaçladıklarını ifade etmektedir. Sürdürülebilirlik konusunun gerek tüketiciler, gerekse yatırımcılar için gün geçtikçe daha da önemli bir kriter haline geldiği günümüzde, DHL de tüm iş süreçlerine entegre ettiği GoGreen programı ile hem çevreye duyarlı, hem de ticari başarısını arttırmasına katkı sağlayacak bir çalışma şekli ortaya koymaktadır.

GoGreen kapsamında DHL, ticari müşterilerine geniş bir yeşil ürün ve hizmet portfolyosu sunmaktadır. Müşterileri için detaylı karbon raporları sunarak, sera gazı emisyonu açısından konumlarını gösteren DHL, buna ek olarak müşterilerine “Green Optimisation (yeşil optimizasyon)” olarak adlandırdıkları bir hizmet de sunarak, müşterilerinin çevresel performans durumlarını iyileştirmeleri için geliştirilmesi gereken alanları belirlemekte ve genel çevresel performanslarını arttırmanın çeşitli yollarını önermektedir. Bunların yanı sıra, kaçınılması mümkün olmayan emisyonların telafisi için “Climate Neutral (İklim Zararsız)” adlı bir hizmet de sunan DHL, GoGreen programıyla sürdürülebilirlik konusunda aktif olarak çalışmakta ve örnek yeşil lojistik uygulamaları sunmaktadır.

4.1.1 Karbon Raporları

Ticari müşterilerinin nakliye ve lojistik ile alakalı işlerinde yarattıkları “çevresel ayak izi” konusunda bilinçlenmesine yardımcı olmak amacıyla DHL tarafından detaylı karbon raporları hazırlanmaktadır. Raporları hazırlarken, kendi emisyonlarını ölçmekte kullandıkları standart karbon hesaplama yöntemlerini kullanan DHL, bu hesaplama yöntemlerini yıllık olarak ayrıca bir üçüncü-taraf doğrulama sürecinden geçirerek raporların güvenilirliğini garanti altına almaktadır. Müşteriler standart formatta bir karbon raporu alabilecekleri gibi isterlerse “carbon dashboard” adında interaktif bir raporlama aracı satın alarak farklı senaryolarla emisyonlar ve verimlilik üzerinde ne şekilde değişiklik yaratılabileceğini simüle edebilmektedirler.

4.1.2 Yeşil Optimizasyon

Yeliş optimizasyon hizmeti, müşterinin tedarik zincirinin her bir halkasını analiz ederek, lojistik süreci boyunca salınan sera gazı emisyonlarını azaltmasına yardımcı olacak ve çevresel etkiler minimize edecek lojistik çözümleri sunmaya yöneliktir. Karayolu nakliyesinden depolamaya, ağ tasarımından taşıyıcı yönetimine kadar, müşterinin tüm tedarik zinciri aşamalarını gözden geçiren DHL, her bir müşteri için özel çalışarak, daha verimli ve çevresel olarak sürdürülebilir lojistik stratejileri belirlemekte ve bu amaca katkısı olacak potansiyel iyileştirmeleri sunmaktadır. Örneğin, bir müşteri Penang (Malezya) ile Bristol (Birleşik Krallık) arasında yapılan nakliyelerde çok yavaş ama çevre dostu deniz yolunu veya hızlı ancak yüksek emisyonlu havayolunu tercih edebiliyordu. Yeşil optimizasyon sonrasında, bu müşteriye ürünlerin Dubai’ye kadar deniz yolu, Dubai’den sonar ise havayolu ile taşındığı intermodal bir taşıma çözümü sunulmuş ve havayoluna göre %50 daha az emisyon salınması ve deniz yoluna göre ürünlerin 20 gün daha erken teslimi sağlanmıştır. Birden fazla taşıma yönteminin kombine edilmesiyle yapılan intermodal nakliye ile ürünlerin hızlı, daha az maliyetli ve daha çevre dostu biçimde taşınması sağlanabilmiştir.

Eğer müşterilerin çevresel sürdürülebilirlik beklentileri yalnızca sera gazı emisyonlarını azaltmanın ötesindeyse, yeşil optimizasyona ek olarak verilen “DHL Çevre Çözümleri (envirosolutions)” hizmetiyle, müşteriye döngüsel ekonomi prensipleri çerçevesinde ters lojistik alanında da optimizasyon seçenekleri sunulmaktadır. Doğal kaynakların korunması ve atıkların azaltılması konusunda müşterilere katkı sağlayacak olan çevre çözümleri hizmeti sayesinde, tedarik zincirinde çevresel sürdürülebilirlik konusunda yenilikler ve ilerlemeler kaydedilmektedir.

4.1.3 İklim-Zararsız Hizmet

Lojistik ile alakalı sera gazı emisyonlarının azaltılması konusunda çok çeşitli çalışmalar yapılsa da, bu emisyonları tamamen ortadan kaldırmak günümüz teknolojisinde mümkün değildir. DHL Group, bu durumu göz önünde bulundurarak iklim-zararsız hizmet ile önlenmesi mümkün olmayan emisyonların çevre koruma projelerine katkıda bulunularak telafi edilmesine yönelik de bir çalışma yapmıştır. İklim-zararsız GoGreen ürünleri ile nakliye ve lojistik kaynaklı sera gazı emisyonları tamamen telafi edilebilmekte ve müşterilerin “çevresel ayak izi” bu emisyonlardan etkilenmemektedir. Enerji tasarrufu, yenilenebilir enerji ve ağaçlandırma gibi alanlarda gerçekleştirilen çevre koruma programlarının birçoğu Gold Standard sertifikasına sahip projelerdir. Örnek vermek gerekirse, Lesotho’da gerçekleştirilen bir proje ile verimli ocakların daıtımı yapılmış ve odun ateşi %80 oranında azaltılarak hem odun ateşinden kaynaklanan emisyon azaltılmış, hem de yakıt olarak ağaçların kullanılması önlenmiştir. Bu proje ile, 2016 yılından itibaren DHL karbon kredisi sertifikasına sahip olacak ve bu krediler de iklim-zarasız hizmetinde kullanılabilecektir(Wirtschaftsprüfer, 2015).

SONUÇ

Artan küresel rekabet koşulları, hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların uyguladığı politika ve yaptırımlar gibi etkenler, şirketler için yeşil lojistik uygulamalarına yönelmeyi olmazsa olmaz hale getirmişlerdir. Etkin bir şekilde uygulanan yeşil lojistik uygulamalarının şirketlere olan getirileri oldukça fazladır. Şirketler, marka imajının güçlendirilmesi, maliyetlerin azaltılması yoluyla karlılığın yükseltilmesi ve bunların yanı sıra tüketicilerle olan ilişkilerin kuvvetlendirilmesiyle pazar paylarını arttırabilirler. Çevre korunması alanındaki ekonomik ve teknolojik yeniliklerin, gerek Ar-Ge çalışmaları gerekse devlet destekleriyle uygulamaya konmasının, şirketlerin yeşil tedarik zincirinin paradokslarını minimize etmelerini sağlayacağı muhtemeldir. Ofis, depo vb. binaların inşasından, tedarik sürecinde kullanılan araçlar ve tercih edilen ulaşım türüne kadar birçok alanda, dönüştürülebilir ve doğa-dostu çözümlerin uygulanmaya konmasıyla, hem çevre, hem de şirketler açısından kazan-kazan sonuçlar elde edilebilecek ve böylece tedarik zinciri yönetimi bir üst seviyeye taşınacaktır.

KAYNAKÇA
Andiç, E. Y. (2012). Green supply chains: Efforts and potential applications for the Turkish market. Resources, Conservation and Recycling(58), 50-68.

Büyüközkan, G. &. (2008). Yeşil Tedarik Zinciri Yönetimi. Lojistik Dergisi, 66-73. Čepinskis, J. &. (2011). Impacts of Globalization on Green Logistics Centers in Lithuania. Environmental Research, Engineering and Management(55), 34-42.

Dekker, R. B. (2012). Operations Research for green logistics–An overview of aspects, issues, contributions and challenges. European Journal of Operational Research(219(3)), 671-679.

DHL Türkiye. (2016, Mayıs 31). Retrieved from www.dhl.com.tr: http://www.dhl.com.tr/content/dam/downloads/tr/express/tr/dhl_express_customer_satisfaction_tr_tr_01172013.pdf

Min, H. &. (2001). Green purchasing practices of US firms. International Journal of Operations & Production Management, 1222-1238.

Ninlawan, C. S. (2010). The implementation of green supply chain management practices in electronics industry. In Proceedings of the international multiconference of engineers and computer scientists, (pp. 17-19). Hong Kong.

Rodrigue, J. P. (2013). The geography of transport systems. In J. P. Rodrigue, The Geography of Transport Systems (p. 416). New York: Routledge.

Rogers, D. v.-L. (1999). Going backwards: reverse logistics trends and practices. Pittsburgh, PA: Reverse Logistics Executive Council, 17.

Sarkis, J. (2003). A strategic decision framework for green supply chain management. Journal of Cleaner Production, 397–409.

Saroha, R. (2014). Logistics & its Significance in Modern Day Systems. International Review of Applied Engineering Research, 89-92.

Tyagi, R. K. (2012). An operational framework for reverse supply chains. International  Journal of Management & Information Systems(16(2)), 137.

Wilde, M. (2014). The SAGE handbook of transport studies. New York: SAGE Publications Ltd.

Wirtschaftsprüfer, H. F. (2015). Corporate Responsibility Report 2015 (online). Bonn: DHL Group.

tam bir dijital çağ adamı.. ortaçağ’da yaşamış olsaydı muhtemelen melankolik bir edebiyatçı olur, kendini dağlara vurur ya da nehirlere atardı. ama onun bahtına bu çağ düştü, o da dijital medya gurusu oldu, iyi oldu, çok da güzel oldu.

2 comments On Yeşil Lojistik: Mevcut Durumu ve Geleceği Üzerine Bir Çalışma

  • Gelecek nesillere güzel bir dünya bırakma adına başarılı bir çalışma olmus

  • Bir çevreci olarak keyifle okudum okulda da sıkça üzerinde tartışılan bir konu benim için çok faydalı oldu teşekkürler..

Bir Cevap Yazın

Site Footer

%d blogcu bunu beğendi: